Top
Rahim Er

Rahim Er

rahim.er@tg.com.tr

08/11/2019

ŞANLI PEYGAMBERİN YOLUNDA OLMAK!..

Sevgili Peygamberimiz -aleyhissalatü vesselam- mahlûkların, yaratılmışların en üstünü. Her bakımdan ve her anlamda en üstün. O, en üstün insan ve en ulvi Peygamberdir. İlk insan ve ilk Peygamber Âdem –aleyhisselamdan- kendilerine yani Peygamberler Peygamberine kadar gelen Nebi ve Resullerin, ‘’Peygamber’’ dediğimiz seçilmiş rehberlerin en büyüğü. İnsan, eşref-i mahlûkat, insan halk edilmişlerin en itibarlısı, en şereflisi. O, insanların en kıymetlisi, en şereflisi. İnsanların, cinlerin ve meleklerin.  
Sevgili Peygamberimiz, hâce-i kâinat, kâinatın hocasıdır. Bütün insanların, her renk, cins ve memleketten herkesin yol göstericisi. Son resûl olmakla İslâm Peygamberi değil, bütün insanlığın, kendi zamanlarından kıyamet kopuncaya dek gelmiş-geçmiş ve gelecek bütün insanlığın Peygamberidir. Bu insanlardan bir kısmı, imân etmekle ümmet-i icâbe, bir kısmı ümmet-i dâve, dâvet edilmiş, Muhammedî şeriate çağrılmış muhataplardır.
Onun ailesi, soyu, dâvâ arkadaşları ve ümmeti de üstündür. En üstün kitap, Kur’ân-ı kerim ona gelmiştir. Mirac, Allahü teâlânın huzuruna kabul devleti yalnızca ona bahşedilmiştir.
Peygamberimiz, Vahiy Medeniyeti’nin, Merhamet Medeniyeti’nin mimarıdır. Güzel ahlak, O’nda zirvededir. İlim, şecaat, kahramanlıkta emsalsizdir.
Müslüman toplumlar, O’na tâbi olup samimiyetle ve taviz vermeden yolundan gidip emr-i mâruf, nehy-i ani’l münker yaptıkları, Allah’ın emir ve yasaklarını kullara tebliğ ettikleri, Peygamber yolunun muhafızları oldukları sürece dünyaya efendi oldular, kıtalara hâkim oldular. O’ndan uzaklaşınca da zelil oldular, hakir oldular, kaybettiler, kargaşaya düştüler, sömürüldüler, zulüm, esaret ve vesayet altında kaldılar.
Şanlı Peygamberin yükselttiği İslâm binasının dört ulu sütunu vardır. Kitap, sünnet, icmâ-ı ümmet, kıyas-ı fukaha. İtikad, inançtaki mezhebimiz, ehli sünnet yolu, buradan doğmuştur. Ehli sünnet aydınlığının iki önderi İmâm-ı Matûridi ve İmâm-ı Eş’ari’dir. Ameldeki; Müslümanlığı yaşayışımızdaki, uygulamadaki mezheblerimiz de yine bu dört kaynaktan gelir. Bu mezhepler, Hanefi, Şafiî, Malîki ve Hanbelidir. İsimlerini kurucuları imamlardan yani o çok büyük din âlimlerinden alırlar. Bu mümtaz, ulu âlimlerin lideri de İmâm-ı âzâm Ebu Hanife Nûman bin Sâbit’tir. Bu mezhepler, bir diğerinin muhalifi ve hasmı değildir. Aralarında çatışma, çekişme ve taassup yoktur. Aralarındaki ictihad, görüş farkları, Müslümanlara kolaylık ve rahmet sebebidir.
Tasavvuf, velâyet, evliyâlık da Hâce-i kâinat olan kâinatın mürşidi azîz Peygamber’den gelen O’ndan öğrenilen nefsi terbiye etme, olgunlaşma ve gönlü, kalbi Allah ve Peygamber aşkıyla doldurma usulüdür.
Sevgili Peygamberimiz, bizzat kendileri de doğum günlerini yâd ederlerdi. Sonra gelen Müslümanlar da Mevlîd-i şerîfleri yaşadılar. Peygamberimizi, O’nun yolunu bir kere daha ve aşkla idrak etmeye çalıştılar. Hayatları, Siyer-i Nebîlerden öğrenildiği gibi Mevlid-i Nebi kasideleri ve nât-ı şeriflerle, Sevgililer Sevgilisini öven şiirlerle de mânen aklanıp- paklandılar.
O’nun, o Şanlı Peygamberin getirdiği sönmez meş’ale asırlarca ve asırlarca insanlığa yol gösterdi. İslâm milleti, İslâm ümmeti yeryüzünün en kıymetli varlıkları oldular. Biz, Türkler, İslâm’la şereflendikten sonra İslâm dininin ve Müslümanların aslan yeleli mücahidleri olduk. İ’lâyı Kelimatullah ve Şeriat-i Muhammedîyi varlık sebebimiz saydık.  
Payitaht, İstanbul, insan zarafeti, hanımefendilik, beyefendilikte, tasavvufta, hat yazısında, tezhipte, mimaride  süzülmüş ve seçilmiş insan tipinde yıldız oldu. İslâm’ın zâhirini Osmanoğulları, bâtınını dergâh terbiyesi korudu. 12 Eylül 1682’deki Viyan bozgunu, Müslümanların talihsizliğinin başlangıç tarihidir. O gün haçlılar, neticeye inanamıyorlardı ama Müslümanlara galip gelmişlerdi. Sonrasında hep yokuş aşağı gidildi. Amel de bozuldu, itikad da. İslâmiyeti ve Müslümanları içeriden ve dışarıdan yıkmaya başladılar.
Bugün Müslümanlar, on beş asır içinde en kötü çağını yaşamaktadır.
Bugün Müslümanlar her yerde darmadağınık.
Başsız ve perişan.
Geri kalmışlık onlarda.
Fukaralık onlarda.
Düşman çok, Müslümanlar savruk.
Bu hâlden kurtulmanın yolu asla rücudur, öze dönüştür.
Daha ileriye gitmeye bile lüzum yok:
Sultan Abdülhamid Han zamanındaki Müslümanlık yaşansa, İslâm yaşanmış olur.
Korkarız ki Sevgili Peygamberimiz, şu hâliyle bu ümmetten râzı ve memnun değillerdir.
Dileriz ki Türk milleti, yeniden İslâm’a sancaktar olma şerefine nail olur.  
Başkasında zaten ümit yok.
‘’Hangi İslamiyet?’’ denirse cevap kolaydır:
Tatbikî ibadette İmâm-ı Âzâm’ın, itikadî inanışta İmâm-ı Mâturidi ve İmâm-ı Eşarî’nin, tasavvufta İmâm-ı Rabbanî’n öğrettiği İslamiyet. Sevgili Peygamberimizden öğrenilen İslâmiyet.  
Mevlid-i şerifiniz mübarek, dualarınız kabul olsun.
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları