Top
Ege Cansen

Ege Cansen

cansen@sozcum.com

12/07/2020

Bir yasak nasıl doğdu?

İstanbul'da Harem'den Küçüksu'ya kadar Üsküdar sahillerinde ayçiçeği çekirdeği yemek yasaklanmış. Bu eğlenceli beslenmeye “çekirdek çıtlatmak” ya da sadece “çıtlatmak” da deniyor. Yasağa uymayanlara 61 TL ceza kesilecekmiş. Ayçiçeği çekirdeği, ucuz eğlenceliklerden biridir. Bu yüzden tüketimi fazladır. Lakin içine göre kabuğu da çoktur. Bir torba çekirdekten iki torba kabuk çıkar. Aslında yasaklanması gereken, çekirdek yemek değil, yenen çekirdeğin kabuklarını yere atmaktır. Yani kamusal alanı kirletmektir. Antep fıstığı veya kestane kebap yiyip kabuklarını yere atmak da yasaktır. Mısır yiyip koçanını yere atmak da yasaktır. Çünkü kamusal mekânda, yani temiz tutma “sorumluluğu ve külfeti” belediyelere veya devlete ait sokaklarda, meydanlarda, parklarda veya piknik alanlarında, gıda maddesi yemek yasak değildir.

Yasak olup “Kabahatler Kanunu” kapsamına giren eylem, etrafı kirletmektir. Ama “ben atmadım, başkaları atmış” veya “yerdeki kabukların bana ait olduğunu ispat edin ödeyeyim cezayı” tartışmasına girmemek için Üsküdar Belediyesi “çekirdek çıtlatmayı” hepten yasaklamış.

ÜZÜM ÜZÜME, BAKA BAKA KARARIR

Diyelim siz, Üsküdar'da denize karşı çekirdek yemekten zevk alan, yasalara saygılı bir vatandaşsınız. Ayrıca temiz bir çevrede yaşamak istiyorsunuz. Bir torba çekirdek aldınız, ayrıca yanınızda kabukları koyacağınız ikinci bir kesekâğıdı daha var. Çekirdekleri yiyip kabuklarını boş kesekâğıdına atıyorsunuz. Bunun için de çaba harcıyorsunuz. Es kaza bir kabuk yere düşse, eğilip alıyorsunuz. Ama çevrenizdekiler böyle davranmıyor ve kabukları üfleme veya tükürme teknikleri kullanarak çevreye saçıyorlar.  Yani tüm gayretinize rağmen “kirli bir çevre”de yaşamaktan kurtulamıyorsunuz. Bir süre sonra siz de kabukları yere atmamak için harcadığınız enerjinin boşa gittiğini yani “çevreyi temiz tutmaya yetmediğini” görür ve kabukları yere atmaya başlarsınız. Kültür budur işte. Ne demişler: Sağlık bulaşmaz, hastalık bulaşır.

MEDENİYET CEP TELEFONU KULLANMAK DEĞİLDİR

Bundan tam 100 yıl önce kıdemli İngiliz yargıcı Lord Moulton, Türkçe'ye “Hukuk ve Davranış” diye çevrilebilecek “Law and Manners” başlıklı bir makale kaleme almıştır. Lord Moulton, toplum hayatını üç alana bölmüştür. Birincisine “Canının istediği yapma alanı” (Domain of free choice), ikincisine “Yasal (yasakların geçerli olduğu) alan” (Domain of Law) ikisinin arasındaki üçüncü alana ise “Gönüllü itaat alanı” (Domain of obedience to the unenforceable) adını vermiştir. Yargıç Moulton, eğer kişiler “canının istediğini yapma” alanını genişletmeye çalışırsa, devlet buna “kanunların yasakladığı” alanı genişleterek karşılık verir demiştir. Bunun sonucu olarak, kişilerin, canının istediğini yapma, daha doğrusu “özgürlük” alanı genişlemez, aksine “daha da daralır” ikazında bulunmuştur. Üsküdar Belediyesi tarafından yürürlüğe konmaya çalışılan “çekirdek çıtlatma yasağı” bunun canlı örneğidir. Eğer çekirdek çıtlatanlar, kabukları yere atmasalar yani “yasağa gönüllü olarak itaat etseler” ortaya “çekirdek yeme yasağı” çıkmayacaktı. Bu yasak, hem iktisaden hem de sosyal olarak kötü olmuştur.

Son söz: Yasaya uyulsa, yasak olmaz.

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp