Top
Okan Müderrisoğlu

Okan Müderrisoğlu

ferhat.unlu@sabah.com.tr

01/12/2022

SDG’nin sığınakları ve stratejik karşı hamleler!

Hassasiyet arz eden o iddia, 2023 yılı bütçe görüşmelerine de damga vurdu. Nitekim Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin müzakereleri sırasında çok açık bir dille, "Türkiye'nin, kuzey Suriye'deki terör unsurlarına operasyon düzenlemesi için suni bir gerekçeye ihtiyacı yok!" denildi.
Evet, işin doğrusu da bu.
Yakın tarihin perspektifinden bakıldığında ise...
Eski başkan Trump döneminde Amerikalıların boşalttığı alanların, fiili durumdan istifade ile Türk Silahlı Kuvvetlerince doldurulması gerekiyordu. Ama kurmay değerlendirmelerdeki yüksek risk analizi ve batı blokunun yapısal karşıtlığı nedeni ile Suriye'nin kuzeyinde tesis edilen statüko ağır bastı.
2019 yılına gelindiğinde...
ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlar üzerinden, YPG/SDG terör unsurlarının hem ağır silahlardan arındırılması hem de Türkiye sınırından 30 km derinliğe çekilmesi yazılı teminat altına alındı.
Ancak, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) sözde DEAŞ ile mücadele adı altında, çoğunluğunu PKK/ YPG'lilerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile sahada iş tutma biçimi, ABD'nin Kürt militan kartını kullanması karşısında Rusya'nın da -güya- bölgedeki nüfuzu dengeleme adına YPG mensuplarıyla yakın temas kurması Türkiye açısından "güvenli bölge" ihtiyacını daha da artırdı. SDG'nin, bizzat Pentagon tarafından eğitilip, silahla donatılması ve bir tür bölgesel düzenli orduya çevrilmesi faaliyetleri de Ankara için güvenlik tehdidinin giderek artmasına yol açtı.
Ayrıca... Bilhassa AB ülkelerinden gelerek DEAŞ'a katılan ve halen Suriye'de farklı noktalarda gözetim altında tutulan 12 bin kişinin varlığı ve bunların vatandaşı oldukları ülkelere dönüşünün SDG eliyle engellenmesi de bu örgütün himaye edilmesini pekiştirdi.
Bütün bunlara... İran'ın mezhep temelli paramiliter yayılmacılığı ile İsrail'in, tehlike olarak algıladığı İran destekli hedefleri vurması da eklendi.
Denklemin tamamında ise...
Sadece Türkiye'nin, Suriye ile uzun kara sınırı bulunduğu, düzensiz göç ve terör ihracıyla mücadele ettiği gerçeği batı kamuoyunda hep görmezden gelindi.



***


Gelinen aşamada...
Suriye ile siyasi içerikli ve asli gündemli üst düzey görüşmeler başlayıncaya kadar askeri manada sahada ilave önlemler alınması bir tercih değil, acil gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın işaret ettiği Ayn el- Arap, Münbiç ve Tel Rıfat, Türkiye'nin parçalayıp attığı terör koridorunun bir kez daha inşa edilmemesi için mutlak güvenliğe kavuşturulması gereken merkezler olarak dikkati çekiyor.
Harekât mesajı kararlılıkla verildiğinden şimdilerde "harekâtın zamanlaması" sorgulanıyor. Oysa burada üzerinde durulması gereken yönler daha mühim.
Mesela...
Terör örgütünün stratejik geçiş noktalarının kontrol altına alınması... Örgütün belirli bölgelerdeki lojistik ağının kesilmesi... İletişim sistemlerinin kör/sağır edilmesi... Finansal kaynak sağladığı altyapıların etkisiz hale getirilmesi...
Yani... Alan hâkimiyeti kadar hatta bundan da öte terör örgütü ve hamilerinin yaşamsal hareket kabiliyetlerinin kalıcı olarak kırılması gerekli.
Bu sırada, sivil hassasiyetinin her zamanki gibi gözetilmesi ve son dönemde yerleşim yerlerinde halkın arasına karışan, okul, hastane gibi korunaklı binalara yerleşen teröristlerin, kılçık temizleme misali etkisizleştirilmesi de zorunlu.
Ve nihayet...
SDG silahlı gruplarının, Suriye'nin kuzey doğusundaki Amerikan üs bölgelerine veya yakınlarına sığınmasını da asla göz ardı etmemek lazım!

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp