Top
16/03/2013

21. yüzyılın işaret taşı: Suriye devrimi

20. yüzyıl, Doğu'da modern Avrupa düzeninin tetiklediği yenilenme hareketleriyle başlamıştı. 1905 Rusya ve Japonya, 1906 İran, 1908 Osmanlı ve hatta 1911 Çin devrimleri, Fransız ihtilalinin Doğu'da gecikmiş yankısı gibiydi. Bu devrimler, Meşrutiyet talebi yani monarşik düzenin; hürriyet, meclis ve anayasa ile donatılıp halkın katılımı ölçüsüyle meşrulaştırılması temelinde gerçekleşmişti. Doğu'daki bu ilk batılı değişim hareketleri, endüstri devrimiyle başlayan modern çağın evrenselleşmesi yani Doğu'nun batılılaşması demekti. Askeri tarım imparatorluklarının siyasal yapısı çözüldükçe, imparatorluk formu içinde korunan ve artık tarih dışı kalmış ekonomi-politik düzenlerde dönüşmek zorunda kalmıştı.
21. yüzyıl, Arap Baharı ile başladı. Hâlâ birçok çevrenin tam olarak kavrayamadığı bu Arap devrimleri, aslında 20. yüzyıla ait modern küresel düzeneğin yıkıldığını da işaret ettiği için, düşünme formatı eski çağda kalmış hiç kimse tarafından olduğu gibi anlaşılmak istenmedi. Soğuk savaş döneminden kalma komplo teorilerinin başı çektiği dünyayı okuma biçimleri, BM'de veto hakkı olan beş daimi üyeyi değil bunlardan birini, sadece ABD'yi emperyalist olarak kodlayan soğuk savaş doğuculuğunu yeniden üretti. Tıpkı, askeri tarım imparatorluk çağının sona erdiğini kavrayamayan 19. yüzyıl monarşistleri gibi, şimdi de 20. yüzyılın entelektüel bağlamı içinde sol, sağ, milliyetçi, İslamcı, liberal kimliklerini sürdürmeye çalışan birçok insan, yeni olanı anlamakta zorluk çekiyor. Yeni olanın tarihsel ve evrensel olduğunu, modern köşe taşlarına sahip olmadığını, dün veya bugünü değil, geleceği işaret ettiğini kavrayamıyor.
Çünkü Arap devrimleri, 20. yüzyıl devrimleri gibi, ideolojisi, programı, örgütü ve lideri olan köşeli değişimlere benzemiyor. Modern fikirlerden etkilenmiş yeni elitlerin bir dış desteğe yaslanarak iktidara geldiği devrim tarzının yerine, tamamen sivil ve kendiliğinden gelişen basit insani taleplerin motive ettiği kitlesel kalkışmaların değişime yol açtığı bu yeni devrim tarzını kavramak için, önce eski yüzyıla ait düşünme formatını bir kenara bırakmak gerekiyor.
Olayları büyük güçlerin, devasa silahlarla donanmış orduların, mükemmel çalışan espiyonaj ağlarının, her şeyi kontrol eden ve bütün hayatı planlayan tanrısal karakterde devletlerin yönettiğine inanan, dolayısı ile sıradan insana, kendine, basit nedenlere, normal olana inanmayan modern insanın bu pozitivist ve nihilist düşünme biçiminin sol, sağ, İslamcı versiyonları, Arap sokaklarında yakılan cesur ve kararlı ateşlerin alevinde kül oldu.
Bu ateşin, 20. yüzyıldaki Rus, Çin, Hindistan (Gandi), Latin Amerika ve İran tipi devrimlerde dahil, bütün devrim tarzlarının sivil direniş, kitle kalkışması, gerilla savaşı, halk savaşı gibi özelliklerini de aynı anda içeren ve inanılmaz bir fedakarlık örneğiyle zalim bir rejime karşı yakıldığı Suriye'ye düşen kısmı ise, 21. yüzyılın siyasi, kültürel ve sosyal karakterini de ele veriyor. Bir halkın, bütün büyük güçlerin karşı safta olduğu ve hatta yanında olması gerekenlerin bile kafa karışıklığı yaşadığı koşullarda, asla boyun eğmeyip, sadece onuru ve özgürlüğü için ayaklanması, evet yeni bir durumdur. Ve eski kafayla anlaşılmasının imkânı yoktur.
Suriye'deki insanlık dramı, Filistin'de, Bosna'da, Çeçenistan'da, Keşmir'de, Doğu Türkistan'da onyıllardır yaşananların toplamını bile geçmiştir. Deir Yasin, Hama, Halepçe, Grozni, Srebrenitza katliamlarından daha fazlası son iki yılda Suriye'de yaşanmıştır. Şam, Halep, Hama, Humus, İdlib şehirleri, 1921'de Fransız uçakları tarafından şimdi ise Esed güçleri tarafından aynı hınç ve kinle yerle bir edilmiştir. Onbinlerce şehit, yüzbinlerce yaralı ve kayıp, milyonlarca mülteci, inanılmaz vahşet hikâyeleri, insanlığımızdan utandıracak zulüm örnekleri hala devam etmektedir.
Ama Suriye halkı, bu apaçık zalimliklerin yanında din, mezhep savaşı senaryoları, direniş ekseni yalanları, ikiyüzlü mezhepçi ihanetler, bölünme paranoyaları ve Türkiye dışında hiçbir destek alamamanın kahredici gerçeğine rağmen, hâlâ ilk günkü kadar asil, cesur ve kararlı bir direniş gösteriyor.
Suriye'de yıkılan sadece Batı destekli bir azınlık diktası değil, Batı icadı nasyonal sosyalizm(NAZİ) özentili milliyetçi ideolojiler, halk düşmanı laikçi pozitivist rejimler, son Haçlı Seferi olan I.Dünya savaşından kalma sınırlar, Alman, Rus, İngiliz kontrollü sahte solculuk ve sahte İslamcılık ve en önemlisi Osmanlı sonrası İslam ümmetini zehirleyen kendine güvenmeyen ama düşmanına aşırı güç vehmeden kötürümleşmiş ruh halidir.
Suriye devrimi, anlamak isteyenler için sadece bir devrim değil, yenilgi dolu bir çağın da sona erişidir. Artık doğunun batılılaştırılması bitmiş, batının doğululaşmasının kapısı aralanmıştır.
Bu görkemli devrimin yeni ruhunu kavrayanlar, 21. yüzyılı da inşa edeceklerdir.

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları