Top
Yazgülü Aldoğan

Yazgülü Aldoğan

yaldogan@posta.com.tr

13/10/2016

Kaşımadan uygarca

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, askeri hastanelerin bakanlığına devredilmesi konusunda yapılan eleştirilere sert çıkmış: “Kaşınmasınlar, beni konuşturmasınlar” dedikten sonra konuşmuş, hem de çok ağır ithamlarda bulunmuş. Bülent Arınç da bunu pek sık yapıyordu, “Açtırmayın ağzımı, konuşturmayın beni” deyip duruyordu. Sorumlu mevkideki bir bakanın konuşmamak gibi bir hakkı yoktur. Devlet sırrı değilse açıklamalı. Kimseden korkusu yok, kimseyi koruduğu da yok. Çünkü söyledikleri yenir yutulur gibi değil, konuşursa ne söyleyecek ki?

GATA’nın hocalarını kimseyi yetiştirmemekle, muayenehanelerinde hasta bakıp para kazanmakla, çatışma bölgelerine hiç gitmemekle suçluyor, daha neyle suçlayacak, hastaları öldürmekle mi? Bu dedikleri doğruysa o hocalara hep beraber kızalım. Askeri cerrah ille de çatışma anında orada olmaz bana kalırsa, 2. Dünya Savaşı koşullarında değiliz, helikopterle tam teşekküllü hastaneye götürüp ameliyat ediyorlar, cephede kol bacak kesme dönemi kalmadı.

Harp psikoloğu niye iki taneymiş, 20 yaşında o bölgede savaşmış gençlerin çoğunun rehabilitasyona ihtiyacı var, ki o da büyük şehirde olur. Ama bölgede de günlük moral için gereklidir. Kimse kimseyi kaşımadan uygarca oturup konuşulsun, ne yanlışsa düzeltilsin!

Bahçeli pası verince AKP golü attı

Darbe girişiminin en büyük hayırlarından biri de ‘Devlet Bahçeli’nin koltuğunu koruması oldu’ dersem kimse kızmasın. Muhaliflerin bastırması her ne kadar hukuk süreciyle püskürtülmeye çalışılıyor idiyse de Bahçeli iktidarını yitirmek, hatta en kuvvetli gözüken Meral Akşener’e kaptırmak üzereydi.

15 Temmuz sonrası oluşan atmosferde Akşener’e bir FETÖ çamuru bulaştırıldı, ardından partiden ihraç edildi. Bahçeli, her konuda AKP’nin yanında yer aldı ve ne parti içi muhalefet kaldı, ne genel başkanlığı yitirme korkusu. Arada bir AKP içindeki FETÖ’cüleri ancak bir erken seçimle temizleyebilecekleri fısıltısı duyulunca Bahçeli bir kez daha ön aldı.

Hiç de gündemde olmamasına rağmen, bir erken seçimde baraj altında kalacağı kesin olduğu için, “Başkanlığı Meclis’e getirin” dedi. Böyle bir pas, gol olmaz da ne olur! 24 saat geçmeden Başbakan Binali Yıldırım “Fiili durumu yasal hale getirmeye AKP hazırdır” dedi.

Üzerinde anlaşılmış 60 maddeye, parlamenter sistemi kaldırıp başkanlığa geçiren rejim değişikliğini de ekleyip Meclis’e getireceklerini, kaç oyla kabul edilirse edilsin millete götüreceklerini söyledi. Çünkü böyle bir referandumu alacaklarını biliyor. Böylece 15 Temmuz darbe girişiminin ikinci hayrı da kazasız belasız başkanlığa geçiş olacaktır! Hayırlı olsun.

Başkan ’sorumlu’ olur

Yürürlükteki anayasaya göre parlamenter sistem, güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu yoktur ve yetkileri sınırlıdır. Ülkeyi yürütmenin yani hükümetin başı olan başbakan yönetir. Meclis yasaları yapar ve hükümeti denetler. Yargı bağımsızdır, bütün işlemleri denetler. Fiili durumda bunların hiç biri kalmadı! Tek parti iktidarı yasamayı elinde tutuyor. Hele OHAL’le Meclis’teki kendi partisine bile ihtiyacı kalmadı.

Sistem değişikliklerini bile yapıyor. Ülkeyi, dış politikayı fiilen, hiç bir sorumluluğu olmayan Cumhurbaşkanı yönetiyor. Başbakan, daha çok ülke içindeki günlük işlerle ilgili, genel sekreter gibi çalışıyor. Oysa başkanlık sisteminde bu kadar yetki ve sorumsuzluk yoktur.

Gerek ABD, gerek Fransa’da örneklerini gördüğümüz başkanlık sistemlerinde başkanın sorumluluğu ve denetleme mekanizmaları vardır. Öyle her istediğini söyleyip her istediğini yapamaz. Eğer, çeşitli kontrollerle denetlenen ve sorumlu hale getirilen bir başkanlık sistemi getirirlerse her şıkta şimdikinden iyidir ve kabülümdür. Şimdiki durum tam bir kanunsuzluk ve ben yaptım oldu durumu çünkü. Bari sorumlu olsun!
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp