Top
Rahim Er

Rahim Er

rahim.er@tg.com.tr

21/01/2020

BERLİN KONFERANSI

Türkiye ve Rusya Başkanları, 8 Ocak 2020’de İstanbul’da Libya için ateşkes çağrısı yapmışlardı. 12 Ocak’ta silahlar sustu. Bu arada 19 Ocak’ta da Berlin’de bir Barış Konferansı toplanması kararı vardı.
Ateşkesin uygulamaya geçmesiyle “Berlin Barış Konferansı”, doğan ateşkesi geçici olmaktan çıkartıp kalıcı hâle getireceği için daha bir önem kazandı. Ne var ki pazar günü yapılan bu toplantıda ateşkes, kalıcı statüye kavuşturulamadığı gibi devamı da temin edilemedi. Berlin’de 12 devlet ve 4 milletlerarası teşkilat, bu maksatla toplanmışken Halife Hafter adlı isyancı generalin milisleri, Trablus’a önceki saldırılardan çok daha şiddetli bir şekilde hücum ediyordu.
Bu esnada hem MMH-Millî Mutabakat Hükûmeti Başbakanı Fayiz es-Serrac ve hem de Halife Hafter Berlin’deydi. Berlin’e hem Libya’nın meşru Başbakanı ve hem de o Başbakan’ın temsil ettiği devlete isyan etmiş bir general çağrılmıştı. Üstelik birine “Başbakan” denirken diğerine de “kuvvet komutanı” unvanı veriliyordu. Bu iki isim, o gün el sıkışmadılar, bir masa etrafında oturup konuşmadılar.
Öyle ise Almanya’nın başkentinde temennilerden öte hangi kararlar çıktı?
Berlin Barış Konferansı’ndan bir netice ve iki karar çıkmıştır:
Netice şu cümledir:
-Berlin, barışa giden sürecin başlangıcıdır!
Bakış bu olunca onu hayata geçirmek de ihtiyaç olmaktaydı. Böylece “iki taraf” denen Hükûmet ile isyancılardan 5’er kişilik müzakereci listesi talep edildi. Bu 10 kişi, ileri bir tarihte İsviçre’nin Cenevre şehrinde toplanacaklar. Almanya Başbakanı Merkel’in toplantı sonrasında yaptığı açıklamaya göre Libya’daki iç harbin hâlli BMGK-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne bırakılacaktır. Cenevre’de “taraflar”ın üzerinde anlaştığı veya anlaşamadığı şekliyle müzakere raporu BMGK’ne verilecek ve burası karar verecektir.
Evvela şunu söylemek şart ki isyancılarla Libya Hükûmetini hukukî ve meşru eşit taraflar kabul etmek yanlıştır. İkincisi Suriye anayasasının yazılma misalinde görüldüğü gibi Cenevre, bu gibi hâllerde havanda su dövülen mekânlar olmaktan öteye geçemiyor. Müzakereler, sünüp-uzadığı için çok geç kalınmış olmakta ve böylece mal ve can kaybı telafi edilemez ölçülere varabilmektedir.
Daha düşündürücü olansa hadisenin BMG’ya bırakılacak olmasıdır. Bu denilen , “Dünya 5’ten büyüktür” itirazımızı yaptığımız yapıdır. O’ndan âdil karar beklemek nâfiledir. BM’nin bu organı 5 devletten meydana gelmektedir. Hiçbiri Müslüman ülke devleti değildir. Hiçbiri geri kalmış veya kalkınmakta olan devlet de değildir. İçlerinden biri bile alınan kararı veto ettiğinde o karar hiç hükmünde olmaktadır. Fiilî duruma bakınca Libya mevzuunda Rusya ve ABD birbirine yakın görüştedir. Fransa Hafter’in destekçisidir, İngiltere, ABD’nin yanındadır. Fikri meçhul olan Çin’dir.
Libya ihtilafı, BMGK’ya gittiğinde önce o meşhur Barış Güçlerinden biri daha kurularak oraya gönderilecek ve bu üniformalı turistler, güya sükûneti temin ederken Güvenlik Konseyi’nde de Serrac Hükûmetiyle Türkiye’yi devre dışı bırakacak adımlar atılacaktır. Bunu yaparken de “ülkenin büyük kısmı zaten Hafter’in elinde” kabilinden bir gerekçe yazarlar. Böylece dünyanın en kaliteli petrolüne sahip ve Afrika’yla, Akdeniz’in kapısı mevkiindeki bir memleket, 1911 Trablusgarp Harbi’nden bir asır sonra bir kere daha sömürgecilerin eline geçmiş olur. Bu arada Cenevre’de müzakereler biter, yeni bir anayasa yazılır, seçimlere gidilir. Böylece Hafter sözde hukuk yoluyla Libya’nın başına gelmiş olur. Libya’da Abdülfettah es-Sisi adlı âsi generalin Mısır’ın başına geçirilmesinin bir başka darbe çeşidi yaşanma ihtimali çok yüksektir.
BMGK daimî üyesi değiliz. Cenevre’de de olmayacağız. Öyle ise seyirci durumuna düşmemek için mevcut avantajımızı pekiştirerek Libya’daki varlığımızı kuvvetlendirmeliyiz. Kaç asker gidecekse gitmeli, ne kadar silah götürülecekse götürülmeli. Biz ihmalkâr davranırsak şu plan en geç iki sene içinde hayata geçer. Libya ile yaptığımız mutabakat andlaşması çöpe atılır, Akdeniz bize yasak bölge olur.
Bundan dolayı, 1877 Berlin Sulh Konferansı’na dikkat çekmiştik. O gün Berlin’de Osmanlının ipi çekilmişti. Bu defa da Berlin’de Akdeniz’in kapıları yüzümüze kapanmasın.
Libya ile eş zamanlı olarak, Suriye’den başka Somali, Yemen, Lübnan ve Irak’ın karışması tesadüf olmasa gerek.
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları