Top
Rahim Er

Rahim Er

rahim.er@tg.com.tr

20/01/2020

BARIŞIN ANAHTARI TÜRKİYE’DİR!..

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Berlin’e hareket etmeden önce yaptığı basın toplantısında “Libya’da barışın anahtarı Türkiye’dir” dedi…
Şu bir hakikattir ki 27 Kasım 2019’da Libya devletiyle Türkiye devleti arasında akdedilen ve denizdeki yetkilerimizi ihata eden MEB-Münhasır Ekonomik Bölge Andlaşması, asrın hadisesidir. Bu andlaşmanın yapılması ve hemen ardı sıra askerî iş birliğinin icra edilmesi ile Ankara, dün bizim “Trablusgarb” dediğimiz, bugün Libya denilen memlekette yaşanan iç harpte devreye girmiş oldu. Türkiye, askerî gücü ve devlet kudretiyle ağırlığını koydu. Bu vaziyet etmedir ki Rusya devlet başkanını da İstanbul’a getirdi. Türkiye ve Rusya liderleri, çarpışan taraflara ateşkes çağrısında bulundular. Böylece zor da olsa nihayetinde ateşkes sağlandı.
Şayet; ateşkes yapılmasa ve yaşanmasaydı 19 Ocak 2020 tarihli Berlin Barış Konferansı’nın hiçbir değeri kalmayacaktı. Bu sonuca, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, MİT, asker ve ilgili bütün şahıs ve unsurlarının gayretiyle varıldı. Hâl bu iken ateşkes şerefini Sn. Erdoğan’a değil de Sn. Putin’e mal eden bazı Türk vatandaşlarının varlığı esef vericidir. Zaten Berlin Konferansı’nda da iki tezimiz vardır: Ateşkesin devam etmesi ve BM nezaretinde serbest genel seçimlere gidilmesi.
“Yiğit düştüğü yerden ayağa kalkar!” diye Türkçede güzel bir deyimimiz söylenir. Trablusgarb, Osmanlı Türkü’nün düştüğü son kayıp topraklarımızdan biridir. Oradaki dört asırlık tarihî varlığımız, bugün mevcut olan bir milyonluk Köroğlu Türkü’nün istikbali, artık yeniden kıyıdaş ülke olmamız, yapılan andlaşmalar ve daha sayılacak onlarca sebeple Libya, her devlet ve her milletten önce Türkiye’yi alâkadar eder. Başkaları için Libya petrol kuyusudur; bizim içinse yardımına koşulacak kardeş vatandır.
Osmanlı devlet hayatımızda “nizâm-ı âlem” diye bir tabir vardı. Kapitalist Batı, bu tabiri kopyalayıp menfaatine yontar şekle sokmuştur. Osmanlı atalarımız, dünyanın bir köşesinde haksızlık, zulüm, adaletsizlik varsa, bir yardım çığlığı yükseliyorsa oraya “nizâm-ı âlem içün” koşardı. Bu cümle, hareketin esbâb-ı mucîbesi yani gerekçesiydi. Ecdadımız, dünya adlı âlemin nizâmı, dirliği, düzeni, sulhü, adaleti bozulmasın diye külfete girerdi. Zira dünya, her devirde küçüktür, bir yerde çıkan bir küçük yangın, fitne, bozgun büyüyerek bütün yeryüzüne yayılır. Bundan dolayıdır ki Osmanlının kudret asırlarında dünyanın huzurunu, barışı, adaleti korumak adına üçüncü milletin kimliğine bakmadan Fransa’dan-Endonezya’ya kadar birçok müdahaleleri olmuştur. Böylece dünyada nizâm-ı âlem hüküm sürüyor, dengeler korunabiliyor, barış muhafaza ediliyordu. Osmanlı devletinin zayıflamasıyla kargaşa arttı, tarih ufkundan çekilmesiyle de yeryüzünde nizam, adalet, muvazene, huzur ve barış kalmadı. Yerküre, sömürenler ve sömürülenler, mazlumlar ve zalimler diye ortadan ikiye bölündü. Komünisti de kapitalisti de, Doğulusu da Batılısı da hep kendine yonttu.
Ancak; kader, hükmünü icra etmektedir. Türkiye, Suriye’ye girince Nusayri zalimi Esad ve ona yardım edenler keyfince hareket edememiştir. Türkiye, Libya devletiyle mevzubahis akidleri yapınca emperyalist dünya ile onların taşeronu isyancıların oyunu bozulmuş, ateşkesle de savaştan yorulan Libya halkı, yeniden huzuru yaşar olmuşlardır.
Bu itibarla “Libya’da barışın anahtarı Türkiye’dir” sözü, doğrudur.
Ancak; bundan daha doğrusu, “Türkiye, barışın anahtarıdır!” sözüdür.
Biz, yalnızca Libya’da, Akdeniz’de değil, Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Doğu’da ve bütün bölgemizde, hatta daha uzaklarda bile barışın anahtarıyız. Daha geçen hafta dışişleri bakanımız Bağdat’a gitti ve “Irak’ın yalnız olmadığını göstermek için buraya geldik!” dedi. Keşmir’de, Myanmar’da sıkıntılar yaşanınca devreye biz girmiştik, Somali’nin kardeşi, Filistin’in hâmisi biziz. İşte bu saydığımız sebeplerden dolayı Suriye’deyiz. Biz, yani Osmanlının torunları, bugün de mazlumların, mağdurların ümididir. İnşallah, Doğu Türkistan dramına da bir şekilde çare üreteceğiz.
Bugün Türkiye’de bir, cihanşümul ve nizâm-ı âlem düsturuyla düşünen ufuklu insanlar var, bir de orada ne işimiz var, burada ne işimiz var? diyenler. Bu ikinciler, gölgesinden korkan ufuksuz insanlardır.
“Libya’da barışın anahtarı Türkiye’dir” sözünün nüvesi, “Türkiye, barışın anahtarıdır” vecizesidir. Bu vecizeyi, dış sefer yapan uçaklarımızın üstüne ve sınır kapılarımıza; Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak yazmalı...
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları