Top
Rahim Er

Rahim Er

rahim.er@tg.com.tr

14/01/2020

MÜTAREKE VE BARIŞ

Geçtiğimiz hafta sonunda sevindirici ve ümitlendirici iki gelişme oldu. Önce Libya’da ve hemen ardından İdlib’de “ateşkes”e gidildi…
Ateşkes’in askerî ve tarihî edebiyattaki adı “mütareke”dir. Bizim için en bilineni, 30 Ekim 1918 Tarihli “Mondros Mütarekenâmesi”dir. Mütareke, ateşkes, sulh yani barış demek olmasa da barışa giden yolda atılan önemli bir adımdır. Mütareke başlayınca muharebe eden taraflar, silahları bir yana bırakıp, bir masa etrafında toplanarak birbirlerini dinleme imkânı bulurlar, konuşurlar. Savaşan taraflar, çok kere iki veya daha fazla farklı millettir. Bazen de Suriye’nin İdlib şehrinde ve bilhassa Libya’nın tamamında görüldüğü gibi aynı ülkenin vatandaşları arasında cereyan eder ki “iç harp” denen bu hâl, bir milletin başına gelebilecek en büyük felâketlerden biridir.
İç harpler, harp eden unsurlardan ibaret değildir. Tarafların arkasında başka devletler bulunur. İdlib’de yalnızca Suriye rejimi, Suriye Millî Ordusu yoktur. Burada bu saydıklarımızdan başka, İran ve bilhassa Rusya ve Türkiye vardır. Libya daha bir karışıktır. Libya’da Mısır, BAE, şu veya bir şekilde Fransa, ABD ve Türkiye ile Rusya bulunuyor. Berlin Konferansıyla Almanya da yer alacağa benzemekte.
Ateşkes, araya giren devletlerin baskılarıyla taraflar feragate zorlanarak imzalanır. Yukarıda ifade ettiğimiz ve malûm da olduğu üzre gündemdeki ateşkeslerin ilki, 8 Ocak 2020’de İstanbul’da Erdoğan-Putin görüşmesiyle oldu. Libya için taraflara ateşkes çağrısı yapıldı. Libya’da mevcut bir meşru idare var. Bu idarenin Başbakanı Feyyaz es-Saraç. BM tarafından tanınmaktadır. Hâkimiyet alanı başkent Trablusgarp ve çevresidir. Türkiye, bu idareyle MEB-Münhasır Ekonomik Bölge Andlaşması yaptı. Hemen ardından da Libya devleti, bizden asker istedi. CB’nin teklifi ve TBMM’nin tasvibiyle asker yolladık. Libya ateşkesinin, mütarekesinin başlangıcı bu hamlemizdir. Şayet; askerimiz, sahaya inmese, tehlikeyi göğüslemese, savaşı göze almasaydı barışa giden yolda bu kıymetli adımlar atılamazdı. O âna kadar Rusya, bu ihtilafta gizli-saklı biçimde vardı. Wagner adlı militan bir şirketi Libya’da âsilerin safında çarpışıyor fakat Rusya Devlet Başkanı Putin, bunu resmî olarak kabul etmiyordu. Mehmetçiğin sahaya inmesi, İHA’larımızın Libya semalarında görünmesiyle uzak-yakın devletlerin ayakları suya erdi. Sahnenin gerisindeki Putin, sahneye çekildi.
Türkiye ve Rusya’nın 8 Ocak’ta İstanbul’da yaptığı ortak ateşkes ilânını Libya meşru idaresi hemen kabul ederken, çokuluslu âsi general Hafter, buna riayet etmedi. O sırada Vladimir Putin, Moskova’ya dönmüştü. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini araması üzerine Putin de Halife Hafter’i ikaz etti ve o da ateşkese riayet etti. Böylece ateşkes çağrısı, 12 Ocak’ta hayat buldu. Bu arada eş zamanlı olarak İdlib’de de ateşkese gidildi. Bunu takiben de Türkiye, Rusya, Libya hey’etleriyle âsi general, Moskova’da kalıcı barış, sulh için bir masa etrafında toplandılar. Bunu önümüzdeki günlerde Berlin’de yapılacak “Berlin Barış Konferansı” takip edecek.
Elde edilen bu sonucun şerefi Türkiye’ye aittir. Ankara, başta Sn. Erdoğan eliyle olmak üzere bir taraftan her kanalı kullanarak zorlu bir diplomasi yürütürken, bir taraftan da askerî gücü ile Libya ve Suriye’de yer alarak bir zafer kadar değerli bu sonucu koparıp aldı. Koparıp alma sözünü bilerek ve şuurla kullandık. Çünkü ilgili hiçbir devlet samimi davranmıyor. Kaypaklık hiç eksik değil.
Libya’nın istikbâli, İstanbul Mütarekesi, Moskova Müzakeresi ve Berlin Barış Konferansı’na bağlıdır. Bu tarihteki İkinci Berlin Barış Konferansı’dır. 1878 Tarihli Berlin Sulh Konferansı’nda Osmanlının ipi çekilmişti. Abdülhamid Han, dehâ çapında ince siyasetiyle türlü atak ve taktikler güderek idama imkân vermedi. 1878 Berlin Konferansı’na iştirak eden devletler ile 2020 Berlin Konferansı’na iştirak edecek esas devletler aynıdır. Kâğıt üzerinde ne yazarsa yazsın ne Moskova Müzakerelerine ve ne de Berlin Konferansı’na güvenerek askerimiz, Libya’dan çekilmemelidir. Mahvolmuş, perişan olmuş İdlib ve İdlibliler için söyleyeceklerimiz, bu dediklerimizden farksızdır. Libya’dan İdlib’e kadar buraların insanları, Türkiye’yi bu yerlerin sorumlusu ve kendileri için ümit kaynağı olarak görüyorlar.
1878’de masaya Osmanlı Devleti yatırılmıştı.
Bir buçuk asır sonra ise Osmanlının bir vilayeti aynı mekân ve aynı masada.
-Hangi hakla Suriye’deyiz?
-Suriye’den bize ne?
-Libya’da ne işimiz var?
Gibi sözler, bize yakışmaz!.. Bunu diyenlere o masalarda yer alan devletler listesine bakmalarını tavsiye ediyoruz.
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları