Top
Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

ragip.karadayi.ihlas@gmail.com

14/01/2020

"İlmi, irfanı terk mi edeceksin Numan Efendi?!."

"Issız mekânlarda dolaşıp nefsinle uğraşmakla eline ne geçiyor?"

 
 
Memleketin her yerinde onunla alâkalı birçok şey söylenirdi. Kimi “okuduğunu unutmayan bir çelebi”, kimi “akıl deryası” kimi “dünyadan elini eteğini vakitsiz çekmiş garip” veya “meczup” derdi. İri şahane gözlerinin müşfik bakışından, erdemli hâllerinden, vakarlı suskunluğundan, mana içinde mana ihtiva eden kelâmlarından onun öyle sıradan biri olmadığını herkes bilirdi… Bilirdi de onun bir arayış içinde olduğunun farkında değillerdi. Ne yapmak istiyordu? Nereye gidecekti? Niçin arayış içindeydi? Bunları bilen de yoktu.
Halk, medrese hocaları ve talebeleri onu pek seviyordu. Böyle güzel huylu, âlim birinin çevrelerinde bulunması herkes için ayrı bir şeref meselesiydi.
             ***
İsteyeni vardı istemeyeni de Numan Efendi’nin... En etkili ve yetkililer tarafından ona müderrislik teklif edildiğinde kendini yeterli görmediği hâlde, ricalarını kıramadı. Bursa’da bir müddet müderrislik yaptı. Sonra Ankara’ya Karamedrese’ye döndü. Çok sevdiği müderrisliğe Karamedrese’de devam etti. Kısa zamanda talebeleri ve ahali tarafından sevildi, sayıldı ama onun hâlâ cevapsız kalan soruları vardı. Bir tarafı boştu. Ruhundaki açlığı bir türlü giderememişti.
             ***
                     BEKLENMEYEN MİSAFİR!
             “NUMAN” İSMİ “BAYRAM” OLUYOR
Cemiyet karışıklıklar içinde çalkalanmakta, Moğol istilasının ve Haçlı seferlerinin yorgunluğu devam etmekteydi. Bir yandan Bizans tekfurlarıyla amansız harpler devam ederken, bir yandan da iç isyanlar, kavgalar kızışmıştı. İnsanlar hayatlarından endişeli, yaşamaktan bezgin ve yarınlarından ümitsiz hâldeydi.
Bütün menfiliklere rağmen bir devlet kurulmuştu. Bu genç İslam devletinden korkanlar; Anadolu insanının ümitsizlik ve bezginliğini artırmaya çalışıyor, arkadan vurmak için de fırsat kolluyordu. Maksatları apaçık belliydi; devleti bölüp parçalamak ve icabında tamamen ortadan kaldırıp yok etmekti... Müderris Numan; bu duruma fevkalâde üzülmekte ve ahaliye yardımcı olmaya çalışmaktaydı.
Bu hislerle bir tenha köşeye çekilmiş tefekkür ederken bir sesle irkildi:
- Numan, Numan Efendi!
- !!!
- Numan, sana diyorum!
- Hı!
- Epeydir sesleniyorum! Yine dalmışsın!
- Affedersiniz! Duymadım efendim! Kusuruma bakmayın! Geldiğinizin farkında bile değilim muhterem hocam!
- Böyle tenhalarda... Bu ne hâldir?
- Haklısınız efendim!
- Issız mekânlarda dolaşıp nefsinle uğraşmakla eline ne geçiyor?
- Nefsimin pençesinden bir kurtulabilsem, bir kurtulabilsem, huzuru bulacağım!
- Huzur falan derken mecnun olup deliliğe varmayasın! Sakın ha!
- Bundan ben de korkarım efendim! Yanlışlığa düşmek istemem! Bu sebeple kendime bir mürşid aramaktayım! Mutlaka bulmalıyım!
- İlmi, irfanı terk mi edeceksin Numan Efendi?
- Bir mürşid-i kâmil bulsam, ona hizmet edeceğim! Lakin bu “ilmi terk etmek mi” demektir hocam?
- Molla Numan, bu hâllerini doğru bulmuyorum! Talebelerinden başka şeyler ile uğraşmamanı tavsiye ederim! DEVAMI YARIN
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları