Top
Prof. Dr. Kemal inat

Prof. Dr. Kemal inat

kinat@sakarya.edu.tr

01/08/2020

Bir garip Almanya-Amerika hikâyesi

 
Amerikan Başkanı Trump haziranda Almanya’daki askerlerinin bir kısmını çekeceğini söylemişti. Şimdi Savunma Bakanı Mark Esper bu karara ilişkin somut detayları açıkladı.
Yaklaşık 12.000 Amerikan askerinin yanında ABD’nin Avrupa ve Afrika Komutanlıklarının (EUCOM ve AFRİCOM) merkez karargâhları da Stuttgart’tan ayrılacak. Bu çekilmenin ardından Almanya’da kalan Amerikan askerlerinin sayısı 24.000 civarına inmiş olacak. Özellikle EUCOM ve AFRİCOM karargâhlarının Almanya’dan ayrılacak olması Berlin’de derin bir rahatsızlığa yol açmış durumda.
Bu rahatsızlığı hafifletmek için Amerikan Savunma Bakanı Esper, çekilmenin stratejik gerekçelerle gerçekleşeceğini açıklasa da Başkan Trump iki gün önce attığı tweette, Almanya NATO çerçevesinde yüzde 2 askerî harcama yükümlülüğünü yerine getirmediği ve Rusya’ya her yıl milyarlarca dolar enerji ödemesi yaptığı için bu ülkedeki askerlerin bir kısmını çektiklerini açıkladı.
Yani Trump, Almanya’dan asker çekme kararının bu ülkeyi cezalandırma amacıyla alındığını bir kez daha altını çizerek vurguladı.
Amerikan Başkanı daha önce de defalarca Almanya’nın yıllarca ABD’nin desteğini suistimal ettiğini, NATO’ya milyarlarca dolar borçlu olduğunu ifade etmiş ve Amerikan askerleri Almanya’yı Rusya’ya karşı korurken Berlin’in Moskova ile ilişkilerini geliştirme peşinde olduğu suçlamasında bulunmuştu.
Almanya’da bu meselenin büyük bir hayal kırıklığı ve endişeye yol açmasının temel nedeni de Trump’ın bu “cezalandırma” vurgusu. Zira cezalandırma vurgusunun Almanya-ABD güvenlik ilişkileri açısından bakıldığında Berlin için çok hassas bir boyutu var.
Kurulduğu 1949 yılından itibaren Almanya’ya geniş bir güvenlik şemsiyesi sunmuş ABD’nin bu desteğinin devamı açısından Berlin’de ciddi soru işaretleri oluşmaya başladı. Bütün güvenlik stratejisini ABD ile ortaklık üzerine kurgulamış ve kendi askerî yeteneklerini geliştirmeyi ihmal etmiş Almanya için Amerikan desteğinin sona ermesi ciddi bir güvenlik zaafı anlamına gelecektir.
Uluslararası sistemde güç politikasının giderek daha belirgin hâle geldiği bir dönemde, bir ticaret devleti olan Almanya’nın Washington’un askerî desteği olmadan küresel çıkarlarını koruması çok zordur. Ticaret devletlerinin, serbest ticaret yapmaya devam edebilmeleri için askerî güçlere ödeyecekleri bedelin her geçen gün artacağı bir döneme giriyoruz.
Esasında Trump’ın Almanya’ya yönelik talepleri de tam bu konuyla ilgili.
Amerikan Başkanı gayet açık ve net bir şekilde Almanya’ya, sizi korumamıza karşılık bizden daha fazla silah alarak askerî harcamalarınızı artırın, ihtiyaç duyduğunuz doğalgazı da Rusya’dan değil ABD’den alın diyor.
Berlin bu konuda istediği adımları atmayınca da asker çekme (himayeyi azaltma) ve yaptırımlar (Kuzey Akım-2’nin durdurulması çabası) yoluyla “cezalandırma” adımlarını devreye sokuyor.
Amerikan himayesinin bu şekilde azaldığını ve bedelinin her geçen gün arttığını gören Almanya’nın önünde dört seçenek bulunuyor: Kendisine yeni bir hâmi bulmak, hâmiye ihtiyaç duymayacak şekilde kendi gücünü artırmak, AB çatısı altında ABD’ye alternatif bir askerî güç oluşturmak, ABD’nin himayesinin devamını sağlamak...
Almanya’nın kendisine ABD dışında bir koruyucu bulması, her ne kadar Federal Meclis’te temsil edilen Sol Parti’nin (Die Linke) Çin ve Rusya sempatileri yüksek olsa da, rasyonel bir seçenek olarak durmuyor.
Kendi gücünü artırarak dünyanın her köşesindeki ticaret çıkarlarını koruma seçeneği için de Berlin biraz geç kalmış görünüyor. Çok fazla Amerikan gücüne yaslanmak Almanya’da ciddi bir bağımlılık oluşturdu ve Alman devlet aygıtını, geçmişte olduğu gibi, küresel bir askerî güç meydana getirecek şekilde çalıştırmak için çok zamana ihtiyaç var.
Şansölye Merkel, Trump’ın daha ilk seçildiği dönemde NATO, Almanya ve AB’yi hedef alan söylemlerini gördüğünde, AB çatısı altında Avrupa’ya özgü bir güvenlik mimarisi inşa etme düşüncesini yeniden dile getirmişti. Ancak AB içerisindeki Atlantikçilere rağmen böyle bir yapı oluşturmanın pek gerçekçi olmadığını onlarca yıllık AB tarihindeki diğer girişimlerin başarısızlığı gösterdi.
Bu durumda Berlin için en gerçekçi seçenek ABD’nin himayesinin devamını sağlamak ve bunun Almanya için bedelinin daha çok artmaması için "dua etmek" oluyor...
Kasım ayında yapılacak seçimleri Trump’ın kaybetmesi dileği de Berlin’de yapılacak bu duaların içinde kuşkusuz yer alacaktır.
Değerli okuyucularımın ve bütün Âlem-i İslam’ın Kurban Bayramı'nı tebrik ederim.
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları