Top
İsmail Kapan

İsmail Kapan

ismail.kapan@tg.com.tr

28/07/2020

Hilalin gücü…

Türkiye ile birlikte bir düzineden fazla dost ve kardeş ülkenin bayraklarında hilal yer alır… Millî sembollerdeki bu benzerlik, millî hedef ve ideallerde de paralellik arz eder… Dayanışma ise gücün pekiştirilmesidir.
 
 
Türkiye’den Azerbaycan’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Libya’ya, Tunus ve Cezayir’e… Moritanya’dan Maldivlere, Özbekistan’dan Pakistan ve Malezya’ya… Hepsinin bayrağını süsleyen ortak bir sembol var; HİLAL… Dünya siyasi coğrafyasına dağılmış bu ülkelerin bir kısmı Türklük ortak paydasında birleşir. Bir kısmı da İslam ortak paydasında buluşur. Elbette aynı etnik menşede ortak olmakla birlikte, dünyanın politik-sosyolojik gerçeklerinde; müstakil egemen devletlerin mahiyeti icabı, ayrı millî kimlik ve sınırları belli topraklarda hükümranlığın varlığı kaçınılmazdır. Bu manada dünya siyaset arenasında hiç bitmeyecek rekabet şartlarında, kimi zaman dostluk kimi zaman husumetler ön plana çıkar. Hepsinin temelinde menfaatlerin çakışması veya çatışması yatar… Bu sebeple de, devletler arasındaki yakınlıkların veya ayrışmaların ne yönde hangi oranda seyredeceğini belirleyen diğer unsurlar büyük önem taşır. Türk ve İslam Dünyasını teşkil eden ülkeler arasında, bugünkü tabloya göre, arzu edilen seviyede bir geniş ittifak ve dayanışma maalesef mevcut değil. Bunun çeşitli sebepleri var şüphesiz… Ama en başında, İslâm dünyasına altı asır liderlik yapan Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, ortaya çıkan dağınıklığı fırsat olarak değerlendiren emperyalist devletlerin tasallutu sonucu, yaşanan keşmekeştir!..
Bugün için İslâm dünyasını yeniden derleyip toparlayacak bir liderliğe ihtiyaç vardır. En azından küresel güçlerin etkisiyle biteviye yaşanan savrulmaları önleyecek, daha fazla birlik ve dayanışmayı temin edecek bir muharrik güce ihtiyaç var. Bu büyük misyonu üstlenecek çapta güçlü bir siyasi çekim merkezi olmadan, dağınıklığı önlemek mümkün değil… Türkiye, Osmanlı Devleti'nin mirasçısı olarak tarihten gelen sorumluluğunun şuuruyla, üstüne düşen vazifeyi ifa etmeye çalışıyor. Ancak ülkemizin bu samimi gayretinin, İslam ülkeleri arasında yeterince doğru anlaşıldığını ne yazık ki göremiyoruz. Tam aksine İslâm dünyası coğrafyasında yer alan bazı devletlerin gizli veya aleni düşman cephesiyle çeşitli iş birliklerine giriştiğini üzülerek müşahede ediyoruz… Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meselesinde, Karabağ meselesinde, Filistin ve Kudüs meselesinde, Sudan meselesinde ve daha pek çok konuda zihin karışıklığının ötesinde ihanete varan yaklaşımlarla düşmanların değirmenine su taşıyanlar var!.. Bu yüzden on milyonlarca Müslüman bugün perişan hâlde. Kimi esaret altında kimi kendi yerinden yurdundan edilmiş sürgün hayatı yaşamakta.
İşin en acı tarafı bu milyonlarca Müslümanın çilesini görmezlikten gelen, resmiyette İslam kimlikli devletlerin akılalmaz tutumunda ısrar etmesi… Hâl böyle olunca, Türk ve İslâm dünyasının ortak meselelerinin çözümünde, Türkiye ve onunla paralel düşünen ülkelere daha fazla yük düşüyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Fransa ile birlikte Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı cephede yer alan Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ev Suudi Arabistan, aynı hamakati  Libya’da da ortaya koyuyor. Diğer taraftan, Karabağ meselesinin ortaya çıktığı günden buyana İran’ın Ermenistan lehine ne gibi işler çevirdiğini dünya âlem biliyor… Esasen halkının karnını doyurmaktan aciz hâldeki Ermenistan, bir taraftan Rusya ve Ermeni Diasporasının desteği diğer taraftan İran’ın atraksiyonlarından cüret alıp saldırılarını sürdürüyor. Böyle bir ortamda Türkiye’nin kardeş Azerbaycan’a çok güçlü şekilde destek vermesinin kıymeti büyüktür. Tıpkı Libya’da Millî Mutabakat hükûmetine verdiği destek gibi. Tıpkı Suriye halkına dokuz yıldan beri verdiği eşsiz destek ve bunun için katlandığı büyük fedakârlık gibi…
Gazetemizin bugünkü manşetinde, dört bir cepheden yürütülen "hilal harekâtı"nın dünya siyaset dengelerine koyduğu ağırlık anlatılıyor… Fransa gibi ülkelerin hilal harekâtı karşısında etkisiz kalıp küplere binmesi ve öfkeyle kalktıkça zararla oturması, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Evet, dünya siyasi ve askerî dengeleri yeniden kuruluyor. Ve bu yeni dönemde herkes kendisine en uygun yeri bulmaya çalışıyor. Doğru karar alıp doğru tarafta yer alanlar kazançlı çıkacak. Yanlış yapanlar da uzun müddet hatalarının bedelini ödemekten kurtulamayacak… Türkiye yükselen güç olarak, tarihin kendisine yüklediği misyonu başarıyla yerine getirmeye çalışıyor. Mevcut şartlarda pek çok engel bulunmakla birlikte, ortaya konulan kararlılık ve sebatla beklenen neticeye ulaşacağız. Buna inancımız tamdır. Olumsuzluk pompalayan ufuksuz görüşlerin fazlaca bir kıymet-i harbiyesi yoktur...
 
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp

Yazarın Diğer Yazıları