Top
Dr. C. Ahmet Akışık

Dr. C. Ahmet Akışık

c.ahmetakisik@gmail.com

01/08/2020

ENBİYANIN VÂRİSLERİ MÜCEDDİD-İ KİRAMLAR

Dr. C. Ahmet Akışık
 
Dünyanın manevî güneşleri, Peygamberler aleyhimü’s-selâm’dır. Hadis-i şeriflerde buyrulduğu şekilde Ahiret hayatında da yüce Allah’ın şefâatçı kıldığı mübarek insanlardır (Buhârî, Enbiya 5). Onlar, kurtuluş ve hidayet rehberleridir. Onlar, Allahü teâlâ’nın razı olduğu imanı, ameli, ibadetleri ve yaşayışı, insanlara, bütün mükelleflere bildiren, doğru, dürüst, âdil ve emniyetli tebliğçilerdir.
Hak teâlâ’nın son Peygamberi, Muhammmed aleyhisselâm’dır. Her peygamberin genel olarak havarîleri, yardımcıları vardır. Hazret-i Peygamber’in de yardımcıları, güzîde eshâbı olmuştur. Onlar, gökteki yıldızlar misali, bütün insanlara ışık saçmışlardır. Onlar, insanlara hakkı, adaleti, doğru ibadeti, hidayetin ne ve nasıl olduğunu anlatmışlardır.
Hazret-i Peygamber’in Ahirete irtihalinden sonra İslam dininin “tebliğ”i kesintisiz devam etmiş ve devam etmektedir. Toplumla ilgili harekâtta, insanların sevk ve idaresinde mutlaka bir rehber, imam ve reisin olması gerekir. İslam dininin aslî hüviyetinin olduğu gibi, Peygamber aleyhisselâm’dan alındığı gibi topluma ve bütün insanlığa ulaştırılmasını Hazret-i Peygamber’in manevî mirasçıları olan Müctehid âlimler, ulema ve Müceddidler üstlenmişlerdir. Bu şerefli mirasçıların asırlar itibarıyla birbirinden farklı özellikleri olsa da hepsinde ortak özellik “ihsan edilen özel ilim, hikmet ve hidayet rehberliği”nin bulunmasıdır. Bunlar, yüce Allah’ın tebligatında, rızasında ve kaderinde fâni olmuş mübarek kişilerdir…
Bu kısa girişten sonra “vâris olan âlim Müceddidler” konusuna geçilebilir. Peygamber efendimiz, İslâm dininde âlim, ehl-i bid’at ve Müceddidler’i şöyle açıklamışlardır:
Şüphesiz ki, âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, altın ve gümüş miras bırakmazlar; sadece (hakka ve hidayete ulaştıracak) ilim miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip, kısmet (ve fazilet)e kavuşmuş olur. (Ebû Dâvûd, İlim 1)
Bir kimse doğru bir yola davet ederse, ona tâbi olanların ecri kadar kendisine ecir (sevap) verilir. Tâbi olanların ecrinden de bir şey eksilmez.
Yine her kim bir dalâlete (dinde değişikliğe, bid’ate ve kötülüğe) davet ederse, ona tâbi olanların günahları kadar kendisine günah yüklenir. Tâbi olanların günahlarından hiçbir şey eksilmez. (Müslim, İlim 6)
Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa, o merduttur (reddedilmiştir), makbul değildir. (Buhârî, Sulh 5)
Ümmetimden bir topluluk, hak (Eshâb-ı Kiram’ın naklettiği ve  cumhûr Müslüman âlimlerin bildirdiği İslam) üzerinde galip gelmeye devam edecek­tir. (Ebû Dâvud, Fiten 1, 4252; Tirmizî, Fiten 51, 2229; İbn Mâce, Mukaddime 1, 10, Fiten 9, 3952; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/278, 279.)
Allahü teâlâ, bu ümmete her (hicrî) yüzyılın başında dinini (her türlü bid’at, dine aykırı yenilik ve değişikliklerden temizleyip) yenileyecek bir “müceddid” gönderir. (Ebû Dâvud, Melâhım 1)
Asırlar itibarıyla İslam Coğrafyası’nda İslam dini’ni, Peygamber aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği, Eshâb-ı Kiram’ın naklettiği şekliyle koruyan ve onu her türlü “bid’at”ten uzak tutma yönünde çalışmalar yapan “Müceddidler” -önde gelenleri- şöyle sıralanabilir:
 
1. H. Asır / M. 7. Yüzyıl
 
Ebu Bekres-Sıddîk (ö.13/634). Müslümanların ilk halifesi, cennetle müjdelenen on kişinin ilki, hicrette iki cihan serverinin mağara arkadaşı, “silsile-i zeheb”in baştacı, Mi’râc mu’cizesinin Sıddîk’ı, köle azad etmede ashâbın önde geleni, malını fî sebîlillâh’da harcayanı, Resûlüllah’ın vefatlarında güzîde eshabın teskin edicisi, miras konusunda Hazret-i Fatıma’nın nasihatçısı ve zekât vermeyen topluluğa karşı asker göndermede hakkın ikame edicisi olmuştur. Radıyallahü anh.
Ömer b. Abdül’azîz (ö.101/720). Cemel ve Sıffîn vak’alarından sonra İslam toplumunda Şîa ve Havâric gibi bazı itikaden bozuk fırkalar ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında üç Halifeye ve bazı sahabîlere, küfreden, söven ve hakaret edenler olmuştur. Hatta valiler ve idarecilerden bazıları, bu hakareti hutbelere kadar taşımışlardır. Ancak Müctehidler ve fukaha, kesinlikle bu “hakaret” furyasına katılmamış ve tasvip etmediklerini açıkça beyan etmişlerdir. İşte Ömer b. Abdül’azîz, bu sövme ve hakarete son veren bir idareci olmuştur.
 
2. H. Asır / M. 8. Yüzyıl
 
1) İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (ö.150/767), 2) İmâm-ı Mâlik (ö.179/796), 3) Ma’rûf-i Kerhî (ö.200/816), 4) İmâm-ı Şâfiî (ö.204/820). Rahmetüllahi aleyhim. Bu asır, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin tefsir edildiği, yoruma tabi tutulduğu, fıkıh ve hadis ilimlerinde “usûl”ün/metodolojinin tespit edildiği bir zaman dilimi olmuştur. Mutlak Müctehidlerin ortaya koydukları esaslarla, içtihadın standartları belirlenmiştir. Bu standartlar, diğer Müctehid ve fukâha için hüküm istinbatında ölçü olarak kullanılmıştır. Ayrıca “cerh ve ta’dîl” ilmi tesis edilmiştir. Bu sayede İslam dini, Kırâat, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Tabakat, Siyer, Zühd gibi bütün ilim dalları itibarıyla yabancı tesir ve müdahalelere karşı koruma altına alınmıştır.
 
3. H. Asır / M. 9. Yüzyıl
 
1) Cüneyd-i Bağdâdî (ö.298/911), 2) Ahmed b. Hanbel (ö.241/856). Zühd ve takva ilmine, Tasavvuf elbisesinin  giydirildiği, esas ve kurallarının belirlendiği, aşk, şevk, takva, fenafillah, havf, reca, kurbet, yakîn gibi manevî derinliği olan kavram ve hâllerin yaşanarak ve kitaplaştırılarak gösterildiği bir dönemdir. Süfyân-ı Sevrî, Sırr-ı (Seriyyüs’) Sekatî, Hâris-i Muhâsibî, Muhammed Kassâb gibi zevât-ı kiram’ın irşâd ve sohbetlerinde yetişen Cüneyd-i Bağdâdî, Tasavvuf’ta esas olan “kalp temizliği”nin nasıl olması gerektiğini uygulamalı olarak gösteren bir Seyyidü’t-Tâife (Tasavvuf erbabının seyyidi, reisi)dir. Ahmed b. Hanbel de fıkıh alanında çalışmalar yaparak meşhur dört mezhebin son halkasını tamamlamıştır. Rahmetüllahi aleyhim.        
 
4. H. Asır / M. 10. Yüzyıl
 
Kâdî Ebû Bekr Bâkıllânî (ö.403/1013). Akâid ve Kelâm ilminin üstadlarındandır. Ehl-i Sünnet’in Akâid’de öncü ve kurucu iki imâmı vardır: Ebû Mansûr Maturîdî ve Ebu’l-Hasen el-Eş’arî. Bâkıllânî, İmâm Eş’arî’nin talebesinden ders alarak yetişmiştir. Ömrü, Ehl-i Sünnet’i anlatarak ve bu doğru ve temiz inanca karşı olan dalâlet fırkalarına (Şîa, Mu’tezile, Havâric, Mücessime ve benzerlerine) cevap vermekle geçmiştir. Ayrıca Hristiyanlığa reddiyeleri de meşhurdur. Rahmetüllahi aleyhim. 
 
5. H. Asır / M. 11. Yüzyıl
 
İmâm-ı Gazâlî (ö.505/1112). Çok yönlü bir âlimdir. Ehl-i Sünnet’in sütunlarındandır. Rahmetüllahi aleyh.  Zamanında İslam Coğrafyası’nı Yunan Felsefesi kaplamıştı. Küfre düşen ve mürted olanlar çoğalmaya başlayınca, İmam Gazâlî, Felsefe’nin küfre ve dalâlete düşüren kavramlarını bir bir açıklayan kitaplar yazdı. Aklı ve Felsefecilerin mantığını kullanarak onlara  cevaplar verdi. Farâbî ve İbn Sinan’ın “âlemin kadîm/ezelî olduğu ve Allah’ın cüziyyâtı/ayrıntılı şeyleri bilemeyeceği” ile ilgili sözlerinin küfür olduğunu açıkladı. Çağdaşı İbn Rüşd de İslam’da felsefe yapanlardandır.
 
6. H. Asır / M. 12. Yüzyıl
 
1) Abdülkâdir Geylânî (ö.561/1166), 2) Ahmet Rifâî (578/1182). Abdülkâdir Geylânî, İslam’da şer’î Tasavvuf’un sultanlarındandır. Kâdirî yoluyla birlikte diğer tarikatlar da, Hak teâlâ’yı zikirde kendisini Mürşid-i Kâmil olarak tanır. Bir nasihatinde şöyle buyurur: Bid'at yoluna sapmayınız! İtâat ediniz, muhalif olmayınız! Sabrediniz, sızlanmayınız! Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız! Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz! Kalbinizi günahtan temizleyiniz, kirletmeyiniz! Hele Mevlânızın kapısından hiç ayrılmayınız! Rahmetüllahi aleyh.  
 
7. H. Asır / M. 13. Yüzyıl
 
Kâdî Beydâvî (ö.685/1286). Dirâye Tefsir üstadlarının en meşhurlarındandır. Rahmetüllahi aleyh. İslam Coğrafyasında, özellikle Osmanlı Medreselerinde Tefsir’i, çok rağbet görmüş, üzerine şerh ve ta’likleri yapılmıştır. Bu kıymetli eseri, kendisinden sonra yazılan tefsirler için bir ölçü, miyar olmuştur.
 
8. H. Asır / M. 14. Yüzyıl
 
Bahâeddîn-i Buhârî Nakşibend (ö.791/1389). Tasavvuf’da Nakşibendiyye yolunun kurucu pîrlerindendir. Yüce Allah’ı zikirde gına/mûsikî ve raksın/dönmenin karşısında olmuş ve hafî/gizli zikri tavsiye etmiştir. Nakşibendiyye zincirinin ilk pîri, Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh, kendisi de 15. halkadadır. Nakşibendiyye, İslam dünyasında çok yaygınlık kazanmıştır.
 
9. H. Asır / M.15. Yüzyıl
 
Molla Fenârî (ö.834/1431). Osmanlı Şeyhülislamlarından olup Tefsir, Fıkıh, Mantık, Hadis, Menâkıb ve Tasavvuf gibi alanlarda kitaplar yazdı. Ancak Pezdevî’yi esas alarak hazırladığı Usûl-i Fıkıh ilmindeki kitapla çok meşhur oldu. Bu kitap, Medreselerde okutulan ders kitapları arasına girdi.
 
10. H. Asır / M. 16. Yüzyıl
 
1) İbn-i Kemalpaşa (ö.940/1534), 2) Celâlüddîn  es-Suyûtî (ö.911/1506).İbn-i Kemalpaşa, Osmanlı Şeyhülislamlarından olup 300 civarında risale ve kitap yazdı. Müftîü’s-Sekaleyn unvanına sahiptir. Tefsir, Fıkıh ve Hadis ilimlerinde derin bir âlim olarak yetişti. Anadolu kazaskeri sıfatıyla Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferine katıldı. Anadolu ve Osmanlı topraklarında fitne çıkaran ve çıkarmak isteyen Şîa gruplarıyla ilmî mücadelede bulundu. İmam Suyûtî de çok yönlü ve derin bir âlimdir. Tefsir ve Usûl-i Tefsir eserleri, İslâm dünyasında çok yayıldı, âdeta el kitapları hâline geldi.
 
11. H. Asır / M. 17. Yüzyıl
 
1) İmâm-ı Rabbânî, Ahmed Fârukî (ö.1034/1625), 2) Muhammed Ma’sûm Fârûkî (ö.1079/1669). Müceddid-i Elfi Sâni/İkinci Binin Müceddidi unvanına sahiptir. Nakşibendiyye kolunun sultanları arasında 23. sırada yer alır. İ. Rabbânî, meşhur üç ciltlik Mektubat kitabında, Müslüman toplumunda yanlış anlaşılan, tartışılan ve yayılan bazı konu ve kavramları, şer’î ölçüler içinde özellikle Akâid ve Fıkıh âlimlerine bağlı kalarak açıklayan bir Kelâm ve Tasavvuf âlimidir. Tasavvuf ve Kelâm alanında bazı konularda kendine hâs içtihadları da olmuştur. İslam’a hizmetleri özetlenecek olursa, “Ehl-i Sünnet’e göre itikad, amel ve ihlasa sahip olarak her türlü bid’attan uzak durmaktır” denebilir. Oğlu da aynı yolu takip etmiştir. Rahmetüllahi aleyhima. 
 
12. H. Asır / M. 18. Yüzyıl
 
1) Seyyid Nûr Muhammed el-Bedâyûnî, ed-Delhî (ö.1135/1722), 2) Mazhâr Cân Cânân, es-Seyyid, eş-Şehîd Şemsü’d-dîn Habîbullah b. Mirzâ Cân, ed-Delhî (ö.1195/1781). Her ikisi de İmâm-ı Rabbânî’nin Ehl-i Sünnet alanındaki usûl ve erkânını devam ettirmişlerdir. Rahmetüllahi aleyhima. 
 
13. H. Asır / M. 19. Yüzyıl
 
Hâlid-i Bağdâdî (ö.1242/1827). Çeşitli ilimlerde üstad bir âlimdir. Ehl-i Sünnet akâidi ile ilgili “İtikadnâme” isimli risalesi, şu anda yayında olan “Herkese Lâzım Olan İmân” kitabında bir bölüm hâlinde bulunmaktadır. Câliyetü’l-Ekdâr, bir dua kitabı olup, Allahü teâlânın doksan dokuz ism-i şerifini ve Bedir savaşında bulunan sahâbe-i kirâm’ın isimlerini bildirmekte ve Peygamber efendimize salevat getirilmektedir. Bu isimler ve salevat-ı şerifeler okunduktan sonra Allahü teâlâ’dan bütün Müslümanların sıhhatleri, selâmetleri ve huzurları için dua edilmektedir. Bağdâdî’nin cenazesini, Türkiye’de çok tanınan Reddü’l-Muhtar sahibi, talebesi İbn Abidîn kıldırmıştır. Rahmetüllahi aleyhima.
 
14. ve 15. H. Asır / M. 20. ve 21. Yüzyıl
 
Sultan II. Abdülhamid Han (ö.1336/1918). Batı’nın Osmanlıyı İdârî, İktisâdî, Edebî, Siyâsî gibi her yönden kuşatma altına aldığı bir dönemde Padişah olmuştur. Paşalarından bazılarının doğrudan Batı devletleri ile fizikî teması vardı. Avrupa’ya tahsil için gönderilen talebelerin çoğu Osmanlı ve Padişah aleyhtarıydı. Batı patentli Roman, Hikâye ve Gazete yazarları, İslâm’ı ve Müslüman halkın değerlerini hedef almışlardı. Jön Türk hareketi ve sonradan kurulan İttihad ve Terakki oluşumun tamamı (içlerinde birbirine karşı kişi ve gruplar olsa da), Padişah ve Osmanlının taşıdığı değerlere karşı idiler.
Sultan II. Abdülhamid Han “Rahmetüllahi aleyh”, Ehl-i Sünnet âlimlerinin halkın seviyesine göre yazdıkları İlmihal kitaplarını köy ve mezralara kadar yaymak suretiyle İslamî görevini yapmış ve halkın Sünnî itikatta kalmasını sağlamıştır.
20. yüzyılın başlarında görülen İslam, Kur’an ve Ezan ile ilgili reform girişimleri, Yüksek İslam Enstitülerinde ve Ankara İlahiyat Fakültesinde - Misyoner Oryantalist bağlantılı fakat farklı formatlarda - gündeme gelmiş ve yürürlüğe konulmuştur.
21. Yüzyılda da bilhassa İlahiyat ve İslamî İlimler Fakültelerinde Sempozyum, Panel, Çalıştay ve Abant Toplantılarında Geleneksel İslam aşağılamasıyla topyekûn 1400 yıllık İslam sorguya çekilmiş ve Misyoner Müsteşriklerin hedefleri doğrultusunda Hadisler inkâr edilmiş, hatta Kur’an hükümlerinin geçersizliği ve âyetlerin “Peygamberin ifadeleri” olduğu hezeyanında bulunanlar bile çıkmıştır. 
Bu asırlarda görülen bütün küfür, dalâlet ve bid’atlere, Ehl-i Sünnet câmiası, özellikle medrese ve şer’î tarikat kökenli Sünnî âlim ve gayretli Müslümanlar karşı çıkmışlardır. Kitaplar, İlmihaller, Ansiklopediler, Makaleler ve videolar yayınlayarak cevaplar vermişlerdir…
Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp