Top
13/07/2020

Birkaç açıdan Ayasofya olayı

Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi kutuplaşan Türkiye’de epeydir gündeme olmayan rejim kaygılarını yeniden hatırlattı. Mesele hukuki ya da tarihi değil simgesel. Lozan’ın yıldönümünde yeniden ibadete açılıyor olması, Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılması (yeniden yapılıyor olsa da), İstanbul Havalimanı’nda Atatürk adının olmaması gibi son birkaç yılda yaşanan ve genelde sineye çekilen, pek itiraz edilmeyen, itiraz edilse de karşılık bulmayan gelişmelerin toplamı tanıdık endişeleri yeniden diriltti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Karara saygı duyun,” diyor. Kuşkusuz duyulacak; Türk toplumunun kolay adapte olma, kabullenebilme ve yoluna devam etme özelliği var. Ayasofya’nın namaz saatleri dışında müze olarak ziyarete açık olması da orta yollu bir çözüm olarak hem -çoktandır kullanılmayan o tabirle- “endişeli modernleri” ve uluslararası kamuoyunu bir ölçüde yatıştıracaktır.

Kamuoyu kabullenir kabullenmez, zamanla göreceğiz. Ama bu tarihi gelişmenin siyasi sonuçları mutlaka olacaktır.

EN ÖNEMLİ HİKAYENİN SONU

Türkiye’de Muhafazakar/İslami Hareket’in son yıllarda yaygın üç ana vaadi vardı. Birincisi, kamusal alanda başörtüsü yasağının kaldırılması. İkincisi, Taksim Meydanı’na cami yapılması. Ve son olarak da Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi. Refah Partisi’nin oy patlaması yaptığı 90’ların ortasından beri bu konular siyasetin merkezine yerleşti, tartışıldı. Toplum da bu konu üzerinden laik ve İslamcı diye iki ana kutba ayrıldı, yaptıracağız-yaptırmayacağız arasında gidip geldi. Arada kuşkusuz AKM gibi tali konular da vardı, ama asıl tartışma hep bu üç ana başlıktı.

Başörtüsü yasağının kaldırılması onlarca yıllık tartışmaya kıyasla nispeten sancısız oldu. Rejim değişmedi. Taksim’e cami yapımına da itiraz gelmedi. Bugün önündeki büfeler kaldırılsa kiliseyle karşı karşıya duracak Taksim Camii kentin kültürel zenginliğinin yansıması olabilir. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesiyle de rejim yıkılmayacak. Ama Muhafazakar/İslami Hareket artık nasıl bir hikayeyle tabanına seslenecek?

Zaman zaman siyasi tabanı heyecanlı tutmak, bir ideale inandırmak için bazı vaatler seçmenin önünde bir umut olarak tutulur. Bu vaatleri kasıtlı olarak gerçekleştirmemek de bir taktiktir. ABD’de buna benzer bir hikaye muhafazakarların kürtaj yasağı hayalidir mesela: Bir şekilde hukuki yolunu bulup, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen kürtajı yasaklamak elbette mümkün, ama kürtajı yasaklayacağını vaat etmenin siyasi getirisi daha fazla. Davanın ömrünü uzatmak, tabanı daha heyecanlı kılmak için kimi vaatlerin gerçekleştirilmemesi daha değerli olabilir. Ayasofya’nın “bir gün” ibadete açılması fikri uzun yıllar davayı oyalayacak, inananları meşgul edecek heyecan verici bir hikayeydi bugüne kadar.

İktidar aslında bu konuların üzerinden yıllardır muhalefeti de vuruyordu, şimdi kendi kendine elindeki en kıymetli malzemeden feragat etti. Yoksa böyle ideolojik hedefler olmadıktan sonra Türkiye’de siyasi partiler arasında pek bir fark yok seçmenin gözünde. Seçmen heyecanını yitirirse de isteksizleşir.

MUHALEFETİN SESSİZLİĞİ

Muhafazakar/İslami Hareket kendi içinde tutarlı ve şeffaf. Hedefi yıllardır çok net ortaya koydular, hiç ödün vermeden birer birer gerçekleştirdiler. Laik kesimi temsil eden siyasetse yıllardır başörtü özgürlüğü gibi konulara karşı çıktığı için bedel ödediğini, iktidar olmadığını düşünüyor. Özellikle din kökenli çıkışlara karşı oy kaybetmemek, iktidarın eline yeni koz vermemek gibi nedenlerden dolayı sessiz kalıyor. O yüzden Ayasofya meselesinde de sesini çıkartmadı. “Zaten yapamazlar” anlayışındaydı Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu; yine yanıldılar.

Muhalefet, çatışmaktan ziyade sessiz kalır ve iktidarın hedefi olmazsa güç kazanacağını düşünüyor. Daha doğrusu, iktidar kaybederse kendisinin kazanacağını. Oysa Türkiye’de muhalefetin tek hikayesi bir gün iktidara gelebilme ihtimali, hayalidir. Muhalefetin kendisi de, seçmeni de sandıktan iktidara gelemeyeceğini bilir ama bu hayalle yoluna devam eder. Başka bir vaadi, ideali, hikayesi ya da davası yoktur. Hatta çoğu zaman iktidara gelmemek işine bile gelir.

Ama sadece acıklı bir seçim stratejisi değil muhalefetin bu sessizliği. Bilinçaltında “Bugün sesimizi çıkarmayalım, yarın iktidara gelince düzeltiriz” mantığı yatıyor: Köprü-ayı-dayı olayı buraya uygun mu?

2017’deki anayasa paketini Anayasa Mahkemesi’ne götürmemeleri de bundan, bugün Ayasofya’ya itiraz etmemeleri de. Akıllarınca bir gün iktidara gelebilirlerse işe önce hükümet sistemini değiştirmekle başlayacaklar güya, sonra da havalimanının adından tutun da Ayasofya’ya kadar ne varsa eskisine döndürecekler.

İktidara gelebilirlerse… Muhalefet bu ülkedeki sistemin bu kadar laçka, kişilere bağlı olduğunu kabullenmiş demek ki. Sistemle, ülkenin simgeleriyle bu kadar kolay oynanmamasını garanti altına alacak bir siyaset gütmektense Türkiye Cumhuriyeti’ne müteahhit gözüyle yaklaşıyorlar. Muhalefetin bu aç-kapa mantığına göre, ileride de her iktidara gelen kurumlarla ve simgelerle istediği gibi oynar. Bugünkü sessizlik bu gerçeğin peşin kabulüdür. İlkeli davranıldığında da, ilkelerden ödün verildiğinde de aynı sonuç alınıyorsa, karakterli duruş bir seçenektir. Her zaman köprüyü geçmek gerekmez.

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp