Top
Mesut Parlak

Mesut Parlak

mesutparlak@sozcum.com

29/04/2020

Geleceğin hekimleri nerede yetişecek?

Tüm ilim adamları koronavirüsü alt edebilecek bir ilaç, bir aşı bulmak için gece gündüz demeden araştırmalar yapıyor. Bu kadar uğraşmalarının sebebi ise insan organizmasının bu virüsle ilk kez karşılaşması ve bu virüsü hiç tanımaması. Düşmanı tanıdıkları an savaş kolaylaşacak. Öyle de bir meret ki, ülkemizde görülmesinden bu yana birçok insan hastalanmakla kalmadı, 2 bini aşkın yurttaşımızı da kaybettik. Diliyorum en kısa sürede bu beladan kurtuluruz.

Hastalığın başlamasından bugüne dek tüm sağlık ordumuz büyük bir mücadele veriyor. Bu mücadelede kendi içlerinden birçok meslektaşları yaşamlarını yitirdiği gibi azımsanmayacak sayıda da hastalananlar oldu. Ama onlar “Yılmak yok, savaşa devam“ dediler. Bu uğurda evlerine gidemeyen, çocuklarını göremeyen bu kahraman hekimlerimizin başarısının temelini Bilim Kurulu Üyesi Sayın Prof. Dr. Ateş Kara çok güzel özetledi. “Bugünkü başarılar Cumhuriyet'in yetiştirdiği hekimlerindir”. Bu temelin tarihini sizlerle paylaşmak isterim.

14 Mart 1827 yılında ilk tıp fakültesi “Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” Padişah II. Mahmut tarafından kuruluyor. 1933 yılında Genç Cumhuriyet'in üniversite reformuyla beraber, Darülfünun  İstanbul Üniversitesi'ne dönüştürülüyor. Bu üniversitede Türkiye'nin ilk Tıp Fakültesi  “İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi” Çapa) kuruluyor. Hitler zulmünden kaçan dünyaca ünlü hocalar, Ulu Önder Atatürk'ün onlara kucak açıp ülkeye davetiyle İstanbul ve Ankara üniversitelerinde görev almaya başlıyorlar. Daha sonra diğer şehirlerde üniversitelerin kurulmasıyla beraber yabancı ve yerli akademisyenlerin de katkılarıyla ilim ve akıl doğrultusunda genç Cumhuriyet'le batı uygarlığına doğru yola çıkılıyor.

Evet, Cumhuriyet'in bu güçlü sağlık ordusu ülkemizi, günümüze dek taşıdı. Ancak son yıllarda, sizlerle paylaştığım gibi büyük özen ve emeklerle kurulan bu tıp fakültelerinin değerli hekimlerini yetiştiren üniversite hastanelerinin durumları hiç de iç açıcı değil.

Değerli Okurlar; Cumhuriyet'in kurluşundan bugünlere dek ulusal ve uluslarası alanlarda çok değerli bilim adamları yetiştiren bu tıp fakülteleri artık neredeyse işlevlerini kaybetmek üzereler. Hem ekonomik hem de fiziki özellikleri açısından iflasın eşiğine geldiler. Bunun nedeni son 20 yıldır iktidarın, Cumhuriyet'in bu kurumlarına üvey evlat muamelesi yapması yani göz ardı etmesidir. Bu göz ardı edilişten devlet hastaneleri de nasibini alıyor. Çünkü “ÖZELLEŞTİRME” modası ülkeyi kasıp kavuruyor! Ve bu moda Türkiye‘nin geleceğini şekillendirecek olan eğitim ve tıp alanlarına bir nevi ticari gözle bakılmasını sağlıyor. Mantar gibi üreyen özel okullar. Sakın yanlış anlaşılmasın özel hastaneler ve özel okullara karşı bir tavrım yok. Ancak özel hastanelerin gündeme gelmesiyle, iktidar Kamu Üniversite hastanelerine adeta sırtını döndü.

Türkiye'deki tıbbın ilkleri olan İstanbul Tıp ve 1967'de kurulan Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri'nin ekonomik ve fiziksel durumunu görün artık. Bu kurumlardan yetişen hekimlerimiz, bugünkü içler acısı duruma feryat ediyorlar. Ulusal ve uluslararası alanlarda çok değerli hekimleri ve Nobel ödüllü Sayın Sancar'ı yetiştirmiş bu kurumlar can çekişiyorlar. Değerli akademisyenler bu kurumlarda çalışamaz hale geldi. İçleri kan ağlayarak, saçlarını ağarttıkları ve binlerce hekim yetiştirdikleri bu kurumlardan zorunlu olarak özel hastanelere göç ediyorlar. Gerek İstanbul Tıp, gerekse Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri içinde bulundukları tüm olumsuzlara rağmen hiç belli etmeden, tüm Tıp fakülteleri,bu pandemi ile cansiperane mücadele ediyorlar. Sağlık şehitleri veriyorlar…

Ülkeyi Yönetenler, tıp fakülteleri yalnız iyileştirdikleri hastalarla değil, yetiştirdikleri hekimler, yaptıkları bilimsel araştırmalar ve yayınları ile de saygınlık kazanırlar. Şu an saygınlık kriteri maalesef hastanelerin büyüklüğü ve şıklığı ile doğru orantılı oldu. Yönetim ve işlevsellik geri plana itildi. Uygar ülke hastanelerindeki yatak sayısı 700'ü geçmez. Bu işler ancak ortak akıl ve bilimin aydınlığında yapıldığında başarı yakalanır. Keşke şehir hastaneleri ile Cumhuriyet'in fiziki olarak eskiyen ancak akademik kadrolarıyla örnek olan İstanbul, Ankara, İzmir vb. gibi kamu üniversite hastanelerini de aynı koşullarda yenileseniz, çok daha yararlı olmaz mı? İnanın çok iyi olurdu. Hasta garantisi verseniz bile Tıp Fakültesi hastaneleri için verilen garantiler çok rahat karşılanır ve şehir hastanelerindeki garantiler gibi devlete de yük olmazdı.

Geçmişte bu ülke özel üniversiteler deneyimini acı biçimde yaşadı ve sonuçta hepsi kapatıldı. Gerçek olan, sağlık ve eğitimdir. Ve ancak sosyal devlet ilkeleri  ile yönetildiğinde başarı  yakalanabilir.

Ülkemi Yönetenler, Cumhuriyet'in tüm kazanımları elden çıkarıldı. Hiç olmazsa, bu kurumlar yaşasın ve yaşatalım. Bu sağlandığında inanın ülkede sağlık sorunları tümüyle çözülecektir. Allah korusun, gelecekte herhangi başka bir pandemi, deprem ve savaş gibi olumsuzluk karşısında sağlık ordumuz dimdik ayakta durduğu takdirde başarı kaçınılmazdır. O nedenle sağlık ordumuzu yetiştiren tıp fakültelerimiz önceliğimiz olmalıdır. Bu yaşadığımız salgında, sağlık personelimizin donanım ve becerisi batıyı bile kıskandıracak kalitededir. Bu başarıyla ne denli övünsek azdır.

Yaşadığımız koronavirüs dolayısı ile hem Sağlık Bakanı'na, hem de Bilim Kurulu'nun değerli akademisyenlerine tüm emekleri için üikem adına şükranlarımı sunuyorum.

Yönetenler; gelin, kamu üniversitelerinin ve devlet hastanelerinin sıkıntılarını çözelim. Bunlar yapıldığında, halkımız ve kahraman sağlıkçılar hep birlikte balkonlardan siz yönetenleri alkışlayalım.

SON SÖZ: BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp