Top
Verda özer

Verda özer

verdaozer@gmail.com

11/09/2019

Güvensiz bölge

Tam da “Hah işte ABD sonunda dediğimize geldi. 7 yıldır dilimizde tüy bitiren ‘güvenli bölge’ (GB) talebimize razı oldu çok şükür” nidaları yükseliyordu ki... Cumhurbaşkanı Erdoğan evvelsi gün sert sözlerle; şükredecek bir “güvenli bölge” değil, şüphe edecek bir “güvensiz bölge” kurulduğunu resmen söylemiş oldu:

“Onlar (ABD) terör örgütleriyle bizi aynı zeminde idare etmenin hesaplarını yapıyorlar. Anlaşılan o ki müttefikimiz bizim için değil, terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde.”

1. Körfez Savaşı

Türkiye’nin bu endişelerinin ise sağlam bir dayanağı var: Malum, 1. Körfez Savaşı (1991) sonrasında ABD Kuzey Irak’ta 36. paralelin kuzeyinde “uçuşa yasaklı bölge” ilan etmişti. Böylelikle hem buraya PKK yerleşti. Hem de bugünkü Kürt özerk yapısı o günlerde filizlendi.

Bunu öngören dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Türk askerinin buraya gidebilmesi için büyük gayretlerle tezkereyi Meclis’ten geçirmişti. Ancak onun istediği şekilde değil. Kapsamı daraltılarak, askere sadece meşru müdafaa hakkı verilerek geçmişti. Sonuçta da Türkiye Kuzey Irak’a son derece sınırlı müdahil olabildi. O dönem Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olan ve evvelki yıl vefat eden Nüzhet Kandemir’le konuştuğumda şöyle demişti:

“Tezkere Özal’ın istediği haliyle geçseydi bile, ABD Türk askerini Bağdat-Suriye arasındaki ‘ölüm üçgeni’ dediğimiz en riskli alana konuşlandıracaktı. Türk askeri Kuzey Irak’a giremeyecekti. Yani bir şey değişmeyecekti. ABD Türkiye’nin Irak’a girmesini o gün de, bugün de hiçbir zaman istemedi.”

Hakeza, ABD’nin eski Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz sonradan, ‘’1. Körfez Savaşı’nda Türkiye’ye verdiğimiz sözleri tutmadık’’ itirafında bulunmuştu.

1 Mart tezkeresi

Kuzey Irak’taki Kürt varlığı, 2. Körfez Savaşı (2003) sonrasında daha da perçinlendi. “1 Mart tezkeresi”ni tüm çabalarına rağmen Meclis’ten geçiremeyen Erdoğan, daha sonra 7 Şubat 2016’da şöyle demişti: “1 Mart tezkeresi kabul edilip Türkiye Irak’ta olsaydı, Irak’ın durumu böyle olmazdı. Türkiye masada olacaktı.”

***

İşte Ankara şimdi haklı olarak aynı senaryonun kuzey Suriye’de tekrarlanmasından korkuyor. Bu sefer masada ve etkili olmak istiyor. Zira Washington YPG ile iş birliğinden hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Belli ki GB tartışmasıyla sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Yoksa Ankara elbette GB’nin sadece günü kurtarmaya yönelik bir başlangıç hamlesi olduğunun bilincinde. Asıl hedefi, YPG tehdidini tamamen ortadan kaldırmak. Burada PKK ile iç içe geçmiş bir devletin kurulmasını engellemek.

Rusya faktörü

Ancak Körfez yıllarına göre bu seferki koşullarda ciddi bir fark var: Ne 1., ne de 2’nci Körfez Savaşı’nda Rusya’nın Irak’ta hiçbir etkisi ve varlığı yoktu. Oysaki şimdi Suriye’de asıl Rusya’nın düdüğü ötüyor. ABD’nin burada Rusya’ya rağmen ve hatta Rusya’sız adım atması mümkün görünmüyor. Moskova ile yakın ilişkileri bu bakımdan Ankara’nın “altın kartı”. Her şeyden önce Fırat’ın batısına hakim olan Rusya’nın burada YPG’ye verdiği desteği şimdilik kesmesi, örgütün Fırat’ın batısındaki ve doğusundaki kantonlarını birleştirmesini engelliyor.

Bununla birlikte, kuzey Suriye’de özerk ya da bağımsız bir Kürt oluşumunu Esad rejiminin, İran’ın ve Irak’taki merkezi hükümetin istemiyor oluşu da bugün Türkiye’nin lehine.

İşte bu iki avantajı da Ankara’nın en iyi şekilde değerlendirmesi gerekiyor.

***

Ancak yine de dikkat: GB ile birlikte Ankara’nın istediği gibi YPG sınırın 30 km ötesine itilse bile, bunun ne YPG varlığını ne de müstakbel bir Kürt devletini ortadan kaldırmayacağını her fırsatta vurgulamak gerek. Ki Türkiye, GB ile ölümü görüp sıtmaya razı olmuş gibi görünmesin.

Bu yüzden, ABD’li muhataplarımızla, özellikle Erdoğan’ın eylül sonunda New York’ta Başkan Trump’la yapacağı görüşme son derece kritik.

Yazıyı Paylaş

Google +

Whatsapp